AİLELERE ÖNEMLİ TAVSİYELERDE BULUNDU

Düzce Üniversitesi Tıp Fakültesi Çocuk ve Ergen Ruh Sağlığı ve Hastalıkları Anabilim Dalı Başkanı Dr. Öğr. Üyesi Meltem Küçükdağ, çocuklarda şiddet eğilimine ilişkin önemli bilgiler paylaştı.

Gündem Yayın: 25 Nisan 2026 - Cumartesi - Güncelleme: 25.04.2026 13:25:00
Editör -
Okuma Süresi: 6 dk.
72 okunma
Takip EtGoogle News

Çocuklarda şiddet eğilimini, başkalarına fiziksel, sözel ya da psikolojik zarar verme davranışlarına yatkınlık olarak tanımlayan Dr. Öğr. Üyesi Meltem Küçükdağ, “Bu durum tekil bir öfke patlamasından ziyade süreklilik gösteren ve çocuğun problem çözme aracı olarak agresyonu kullanmasıyla karakterizedir. Burada önemli olan sadece davranışın varlığı değil; sıklığı, yoğunluğu ve çocuğun bunu bir çözüm yolu olarak benimseyip benimsemediğidir.” dedi.

ÇOCUĞU ŞİDDETE YÖNELTEN EN TEMEL NEDENLER

Şiddet davranışının genellikle tek bir nedene bağlı olmadığını belirten Küçükdağ, “Biyolojik yatkınlıklar, psikolojik süreçler ve çevresel etkenlerin bir araya gelmesiyle ortaya çıkar. Aile içi şiddet veya ihmal, tutarsız ebeveyn tutumları, travmatik yaşantılar, genetik yatkınlık, düşük dürtü kontrolü, sosyal öğrenme yoluyla model alma ve akran etkisi en sık karşılaşılan nedenler arasındadır. Çocuklar özellikle davranışı gözlemleyerek öğrenir. Eğer bir çocuk sorunların bağırarak, vurarak ya da baskı kurarak çözüldüğü bir ortamda büyüyorsa, bunu doğal bir iletişim biçimi olarak içselleştirebilir.” ifadelerini kullandı.

Çocuklarda erken dönemde bazı önemli sinyallerin gözlemlenebildiğini dile getiren Küçükdağ, sık öfke patlamaları, kurallara karşı yoğun direnç, empati eksikliği, hayvanlara ya da akranlara zarar verme davranışları ve sürekli tartışma eğiliminin başlıca belirtiler arasında yer aldığını vurguladı. Bu davranışların süreklilik göstermesi ve farklı ortamlarda da ortaya çıkmasının kritik olduğuna dikkat çeken Küçükdağ, erken fark edilen durumların uygun müdahale ile büyük ölçüde kontrol altına alınabileceğini belirtti.

“DİJİTAL İÇERİKLER TEK BAŞINA BELİRLEYİCİ DEĞİL”

Dijital oyunlar ve sosyal medyanın çocuklar için yalnızca bir eğlence aracı olmadığını ifade eden Düzce Üniversitesi öğretim üyesi, “Aynı zamanda öğrenme, model alma ve kimlik geliştirme ortamlarıdır. Dijital içerikler tek başına bir çocuğu şiddet eğilimli hale getirmez; ancak uygun zemin varsa bu eğilimi artırabilir, pekiştirebilir ve zamanla normalleştirebilir. Özellikle aksiyon ve rekabet temelli oyunlarda şiddetin bir ‘başarma aracı’ olarak sunulması, çocukta bu yönde bir algı oluşturabilir. Sosyal medyada kavga videoları, linç kültürü ve aşağılayıcı içeriklerin görünürlüğü de şiddetin sıradanlaşmasına yol açabilir.” dedi.

“SORUN, İÇERİĞİN DENETİMSİZ TÜKETİLMESİ”

Tekrarlayan maruziyetin duyarsızlaşmaya yol açtığını belirten Dr. Öğr. Üyesi Meltem Küçükdağ, “Çocuk zamanla başkasının acısına daha az tepki verir ve empati becerileri zayıflayabilir. Dijital ortamın sunduğu hızlı ödül sistemi, sabır becerisini azaltır ve dürtü kontrolünü zorlaştırır. Bu da gerçek hayatta öfke ve agresyonun daha hızlı ortaya çıkmasına neden olabilir. Özellikle ergenlik döneminde sosyal medya, aynı zamanda bir statü alanıdır. Bazı çocuklar dikkat çekmek veya güçlü görünmek için daha agresif davranışlar sergileyebilir. Burada en kritik nokta, sorunun içerikten çok içeriğin denetimsiz ve yalnız tüketilmesi olmasıdır.” diye konuştu.

AİLELERE ÖNERİLER

Ailelere önemli tavsiyelerde bulunan Küçükdağ, içeriklerin tamamen yasaklanması yerine birlikte izlenmesini ve değerlendirilmesini önerdi. Küçükdağ, “Çocuğa alternatif davranışları düşündüren sorular yöneltmek, ekran süresini net ve tutarlı sınırlarla belirlemek ve ekran dışı sosyal, sportif ve sanatsal alanları desteklemek önemlidir. Unutulmamalıdır ki çocuklar, ekranda gördüklerini gerçek hayatta deneme eğilimindedir. Bu nedenle mesele yalnızca ekran süresi değil, içeriğin nasıl işlendiğidir.” dedi.

AKRAN ZORBALIĞIYLA ÇİFT YÖNLÜ İLİŞKİ

Akran zorbalığı ile şiddet eğilimi arasındaki ilişkinin çift yönlü olduğunu belirten Düzce Üniversitesi Tıp Fakültesi Çocuk ve Ergen Ruh Sağlığı ve Hastalıkları Anabilim Dalı Başkanı, “Zorbalığa maruz kalan çocuklar yoğun öfke ve çaresizlik yaşayabilir. Bu duygular sağlıklı şekilde ifade edilemediğinde çocuk ya içe kapanır ya da agresifleşir. Öte yandan empati becerileri gelişmemiş ve dürtü kontrolü zayıf çocuklar zorba rolünü benimseyebilir. En kritik grup ise hem zorbalığa maruz kalan hem de zorbalık yapan çocuklardır. Bu durumda ‘zorba-mağdur döngüsü’ oluşur.” ifadelerini kullandı.

Okul ortamının bu döngüyü kırmada önemli rol oynadığını vurgulayan Düzce Üniversitesi öğretim üyesi, öğretmenlerin erken belirtileri fark etmesi, güvenli bir sınıf ortamı oluşturması ve aile ile iş birliği içinde hareket etmesinin belirleyici olduğunu belirtti.

“FİZİKSEL CEZA KESİNLİKLE KULLANILMAMALI”

Aile yaklaşımının kritik rolüne dikkat çeken Küçükdağ, “Fiziksel ceza kesinlikle kullanılmamalıdır. Bunun yerine net, tutarlı ve sakin sınırlar konulmalıdır. Çocuğun kişiliği değil, davranışı hedef alınmalıdır. Çocuğa duygularını ifade etme becerisi kazandırılmalı ve ebeveynler model olmalıdır.” dedi.

Davranışların artması, başkalarına zarar verme riskinin ortaya çıkması ya da çocuğun sosyal işlevselliğinin bozulması durumunda mutlaka bir uzmana başvurulması gerektiğini belirten Küçükdağ, erken yaşta kazandırılan duygu düzenleme becerilerinin koruyucu etkisine dikkat çekti

“ERKEN MÜDAHALE SÜRECİ DEĞİŞTİREBİLİR”

Şiddet eğilimi olan her çocuğun ileride ciddi sorunlar yaşayacağı anlamına gelmediğini de ifade eden Meltem Küçükdağ, “Ancak erken yaşta başlayan ve süreklilik gösteren agresif davranışlar müdahale edilmediğinde daha ciddi risklerle ilişkilidir. En önemli nokta, erken müdahalenin bu sürecin yönünü değiştirebileceğidir.” dedi.

Şiddet davranışının yalnızca bir disiplin sorunu olarak değerlendirilmemesi gerektiğini belirten Küçükdağ, “Çocuklar çoğu zaman duygularını ifade edemez ve davranışlarıyla kendilerini anlatır. Bu nedenle şiddet bir sonuçtur; asıl mesele onun arkasındaki ihtiyacı görebilmektir. Yargılayıcı olmayan, anlayan ve sınır koyabilen bir yaklaşım çocukların gelişimini destekler.” diyerek sözlerini tamamladı.

 

#
Yorumlar (0)
Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.